Eğer kazanç ve rafta ürün bulundurmanın öne çıktığı, toplum sağlığının ve koruyucu hekimliğin umursanmadığı, besin denetimlerinin propagandaya yönelik göstermelik eylemlerden ibaret kaldığı, halkın alım gücünün çok düştüğü, insanların enflasyon ve kriz cenderesinde kıvrandığı bir ülkede yaşanıyorsa…
Eğer insanlar, yediklerinin niteliğini sadece “damak tadı” ile belirleyebiliyor; firmaların yanıltıcı reklamlarıyla aldatılıyor, yaşam enerjisi denilen ruh gücünü “enerji içeceklerinde” arama durumuna düşürülüyorlarsa…
Eğer bir ülkenin vatandaşları katıştırma, yerine yalancısını koyma, seyreltme, aslını bozma, benzetim, sahtecilik, yanlış tanıtma, gizleme, aldatıcı etiketleme, yararı kanıtlanmamış ya da onaylanmamış iyileştirme savı, saptırma, aldatıcı belge; kaçak üretim, merdivenaltı üretim ya da kaçak kesim, kötüyü yeniden kullanma dahil bütün besin sahtekarlıklarının hedefi iseler ve ne olursa olsun sadece ucuzunu alarak besleniyormuş gibi yapma açmazına itilmişlerse… İnsanlar “açlıkla tokluğun arası yarım yufka” deyip midelerinin sesini bastırmayı “beslenme” sanarak midelerinin sesini bastırabilme çabası içindeyseler…
Eğer Sağlık Bakanlığı sadece “hastalan gel, sana paran kadar bakayım” diyen bir tedavi kurumları genel müdürlüğüne dönüşmüş, halk sağlığı denetimlerinden elini eteğini çekerek bu işi ne kadar ilgisiz kurum varsa ona havale etmişse…
Eğer, aslında ülkenin sanayileşmesinden sorumlu sanayi bakanlığı komik uygulamalarla oyuncak ve malzemelerin sağlığa uygunluğunu denetliyormuş gibi yapıyor; aslında ülkede yeterli et, süt, yumurta ve diğer bütün gerekli yiyeceklerin üretiminden sorumlu olması gereken Tarın Bakanlığı göstermelik gıda denetimleriyle göz boyamaya çalışıyor, ürünlerdeki kimyasal zehirlerle ilgili tek bir sonuç bile bildirmiyorsa… Kimse, ama kimse “Neden insan sağlığı ile ilgili denetimleri Sağlık Bakanlığı yapmıyor, yetişmiş onca personel neden dağıtılıp, kalanlar da işlevsiz bırakıldı” diye sormuyorsa…
Eğer gelişmiş ülkelerde “ekonomik zehirler”, “tarımsal zehirler” olarak nitelenip adlandırılan ve sıkı denetim altında satılması ve kullanılmasına izin verilen zehirlere; halkı aldatmak için “tarım ilacı” zehir püskürtmeye “ilaçlama” deniyor, internet başta olmak üzere piyasada serbestçe satılabiliyor ve asla uygulanmaması gereken her yer en ufak yetkisi ve bilgisi olmayanlarca zehre bulanabiliyorsa…
Eğer bir ülkede sertifikalı ve sertifikasızların bilgi düzeyi arasındaki fark her nasılsa önemsiz çıkabiliyorsa…
Eğer bir ülkenin Sağlık Bakanlığı hekim ve sağlık personelini, başvuranları dakikalar içinde reçeteleyip savmaya zorluyor, gerçek hasta muayenesini özellikle tanı koymanın en önemli aracı olan “hasta öyküsü almayı” neredeyse suç haline getiriyorsa…
O ülkede insanlar tek tek, gruplar halinde ve kitlesel olarak zehirlenme ve yaşamını yitirme riski altındadır. İnsanlar bu nedenlerle yaşamlarını yitirirlerse “soruşturma açmanın” “dalga geçmekten” farkı kalmaz!
cevresagligi.org’da yayımlanan yazılardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir