AEDES OLMAZ OLAYDIN! / Çağatay Güler

Ne yazık ki yetişemedik. “Doğu Karadeniz”, Aedes”, “ilaçlama” laflarını duyar duymaz telefona sarıldık ama geç kalmıştık.  “Aedeslere” yönelik eylem çoktan bitmişti. Çanak çömleğe acemice canlıkıran püskürtenlerin görüntülerini geçiyordu televizyon kanalları. On yıllarca salgınlarla, sıtmayla, sivrisinekle uğraşmış bir halk sağlığı hocası olarak içim sızladı:  “Yapma evladım, kim öğretti sana böyle sivrisinek-ister Aedes ister Culex ya da Anopheles- mücadelesi yapılacağını. O çanak çömleklerde ilk yağmurdan sonra yine on binlerce sivrisinek ürer, sen canlıkıran püskürttükçe öyle bir biti kanlanır, öyle bir direnç kazanır ki daha sonra uçup gezen Aedesler “burama da sık, burama da” diye kafa bulurlar seninle. Akıp giden canlıkıranlar derelerdeki balıklara, birikintilerden su içen kuşlara,  dolaşan arılara, çevredeki otları yiyen hayvanlara yapar yapacağını.

Kimse yanı başlarındaki üniversitelerin Halk Sağlığı Anabilim Dallarına sormaya gerek duymamıştı. Zaten sayın medyamız tüm halk sağlığı sorunlarını halk sağlıkçısız tartışma kolaylığını yeğliyordu. Eldeki bir iki medya bülbülü her şeyi biliyordur nasıl olsa.

Şu habere bakar mısınız, birçok kanal hiç sorgulamadan şu cümleleri yineleyip durdu:

“Doğu Karadeniz Bölgesi’nde, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) küresel çapta acil durum ilan ettiği Brezilya’daki Zika virüsü salgınına neden olan Aedes türü sivrisinek tespit edildi” Haberin arkasından hemen ekliyor: “bizim Aedeslerde Zika virüse rastlanmamış ama taşıyabilirmiş!”

Az bile söylüyorlar. Aedes, Zika virüsünün yanı sıra daha ne çok etkenin yayılmasına neden olur: Sarı ateş virüsü, dang virüsü, zika virüsü, Çikıngınya virüs… Böylesine beladır. Öbür sivrisineklerimiz çok mu masum? Culex, Anofel?

Buraya kadar sorun yok. Gelin haberin devamını okuyalım:

“Zika virüsü ihtimaline karşı Doğu Karadeniz’de su birikintileri ilaçlanıyor.”

Yani “Hadi neyse, verilmiş sadakanız varmış, bize çevreye zehir püskürtecek zaman kaldı. Artık tehlike yok, yetiştik çünkü biz!” diyen birileri mi olmuş ne!

Dünyanın en kötü davranışı bir oranda doğru sayabileceğimiz  bir takım bilgilerle göz boyayıp yanlış uygulamalara kılıf hazırlamaktır.

Aedes ülkemize taşındığında eskiden beri tanış olduğumuz anofeller, karasinekler vb. masumlaştı mı? Onları “eradike” mi ettik, yani köklerini mi kazıdık? Bir zamanlar bildik sivrisinekler ve karasinekler için kentlerimizi havadan bile ilaçlardık. Vatandaş ağzı açık zehir püskürten uçaklara baksın da “helal olsun, işte vatandaş sağlığı böyle korunur” desin diye. Sonra kentin dört bir yanından tütsüler yapılırdı. “Uçanlara karşı”. Aman bunun etkisiz ve tarihi bir yanlış olduğunu vurgulayalım da denemeye kalkmasınlar. Yoksa kent tütsüsü de mi yaptılar? Yok canım böyle komik bir uygulamayı da yapmamışlardır artık! On yıl uğraştık bunların etkisiz olduğunun kırk yıldır bilindiğini anlatıncaya kadar. Bazı belediye başkanları yakınıyordu: “Bunları yapmazsak Belediye çalışmıyor derler Hocam, gördükleri her sivrisineği, her sineği bizden bilirler!”

Bir zamanlar ateşkarıncaları alet edilmişti bu işe. Bakın Rachel Carson, “Sessiz Baharé adlı kitabında ne diyor:

“…..Ateşkarıncalarına yönelik kampanya mücadele gereksiniminin aşırı derecede abartılmasına dayanan kampanyaların en başta gelen örneklerinden biridir; hedefi yok etmek için gereken doz yada diğer yaşamlar üzerindeki etkisiyle ilgili bilimsel bilgi olmaksızın tam bir cahil cesaretiyle yapılmıştır. Programların hiçbiri amacını gerçekleştirememiştir….”

“….Geniş öldürücü güçleri olan kimyasalların geliştirilmesi ile, ateşkarıncalarına yönelik resmi eğilimde ani bir değişiklik oldu. 1957 de Birleşik Devletler Tarım bakanlığı tarihindeki en şiddetli bir kamuoyu oluşturma kampanyasını başlattı. Ateşkarıncaları birden bire resmi basın bildirilerinin, filmlerin; onu güney tarımının soyguncusu; kuşları, çiftlik hayvanlarını ve insanları öldüren bir cani olarak gösteren resmi telkin altındaki öykülerin yaylım ateşine tutuldu. Federal hükümetin mağdur eyaletlerle işbirliği içinde dokuz güney eyaletinde 80 000 000 dönümü ilaçlayacak büyük bir kampanya ilan edilmişti.”

“Ateşkarıncası programı sürerken 1958 yılında ticari bir gazete sevinçle şöyle yazmıştı “Amerika Birleşik Devletleri “pestisit” üreticileri Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı’nın giderek artan sayıdaki geniş ölçekli zararlı mücadele programları nedeniyle büyük bir satış madeni bulmuş görünüyorlar….. ”

Bizdeki haberin devamını okuyun:

“….ekipler özellikle atık otomobil lastiklerinin içindeki su birikintilerinde üreyen larvalar ile ergen sivrisineklere yönelik ilaçlama mücadelesi gerçekleştirdi. Etkin mücadele ile sivrisinek popülasyonlarının hızla yayıldığı tespit edilen alanlarda yüzde 80’e yakın oranda yayılma durduruldu.”

Gördünüz mü çanak, çömlek, atık lastiklere canlıkıran püskürtülmesiyle sivrisinek  tam “%80” azaltılmış. Şu kadar yıl sıtmayla uğraştık, bu oranda bir tehlike azaltım hesabı yapamadık. Şunun şurasında emekli olalı yirmi gün oldu. Hangi ara keşfedildi bu hesaplama yöntemi! Ziko virüslü tek bir insan ve tek bir Aedes bir orduya bulaştırabilecek potansiyele sahiptir. Sevgili kardeşlerim o çanak, çömlek aynı yerde duracak mı?  Onları kaldırıp olayı bitirsenize! Kaldırdınız mı? O zaman niye zehre buladınız?  Çoluk, çocuk oynasın diye orada mı bıraktınız? Yine neden zehre buladınız o zaman? Gören vatandaşlar çevreyi, kuşları, balıkları, çocukları, bitkileri zehirlemekten başka çare olmadığını düşünecekler.

Aklıma geldi de: Canlıkıran püskürtülen bölgelere “ikinci giriş zamanı” konusunda halkı aydınlatmak için uyarı levhaları asmıştık değil mi? Püskürtme işini de en az on gün önceden başlayarak halka da duyurmuşsunuzdur zaten!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir