ALMAN HÜKÜMETİNİN BİR GENÇ HEKİMLE İLGİLİ TUTUMUNU KINIYORUM! / Çağatay Güler

Alman hükümetinin 27 yaşındaki genç bir hekimi görevlendirildiği tifüs salgını incelemesiyle ilgili raporu ve arkasından eylemlere katılması nedeniyle işinden atmasına gerçekten çok üzüldüm.

Olayı kısaca özetlemekte yarar var: Alman hükümeti bu genç hekimi Yukarı Silezya’da ki bir salgını incelemekle görevlendirmiş. Bu gibi durumlarda özellikle genç ve deneyimsiz bir hekim gönderilirmiş. Ondan beklenen birkaç basit önlemden söz ederek toplum bireylerinin bazı hijyen uygulamalarına özen göstermesini istemesinden ibaretmiş. Hani bizde de “dikkatli olunması” denir ya onun gibi.

Böylece sorun birkaç göstermelik uygulamayla geçiştirilebilecekti. Bu deneyimsiz genç hekim böyle yapacağına raporuna kendince yorumlar ekler. Raporda alışılagelmiş afet müdahale yaklaşımlarını reddedip; salgının sosyoekonomik koşullarla özellikle yoksullukla bağlantılı olduğunu bildirir ve bunun sorumluluğunu hükümete yükler:

“Artık sorun herhangi bir hastayı, ister tifüslü ister bir başka hastalıkta ilaçlarla ya da yiyecek, barınma ve giyecek müdahaleleri ile tedavi sorunu değildir. Şimdi sorunumuz ruhsal ve fiziksel çöküşün dibindeki bir buçuk milyon yurttaşımızın sosyoekonomik durumudur. Bir buçuk milyon kişi söz konusu olduğunda hafifletici önlemler işe yaramaz. Sorunu çözmek için radikal olmalıyız… Yukarı Silezya‟ya müdahale etmek istiyorsak, toplumunu bütününün iyileştirilmesiyle işe başlamalıyız ve ortak toplumsal çabayı harekete geçirmeliyiz… İnsanlar ihtiyaçlarını kendi çabalarıyla sağlamalıdır”.

Raporda birçok sağlık sorunun temel nedeninin oluşumunda en önemli hazırlayıcı etmenlerin politik, sosyal ve ekonomik etmenler olduğunu vurguluyordu. Yoksulluk ve eğitim düzeyi düşüklüğünün sorunun daha da ağırlaşmasına neden olduğu açıklanıyordu. Ayrıca bazı salgınların sosyal karmaşanın sonucu olarak çıktığını ileri sürüyordu. Bu salgınların ancak sosyal iyileştirmelerle bastırılabileceği kanısındaydı. Her bireyin sağlıklı olmasının anayasal bir hak olduğu saptamasını yapıyordu: Devlet vatandaşlarının gelişimleri için gerekli sağlık koşullarını sağlamakla görevliydi.

Raporda hastalık ve ölüm durumları ile ilgili epidemiyolojik verileri sıralıyordu. Kısa erimli olarak ilgili meslek üyeleri ve bölge halkının temsilcilerinden oluşan bir planlama kurulu kurulmasını, kurumlar arası işbirliğinin etkinleştirilmesi ve hızlandırılmasını sağlayacak bir başka kurulun oluşturulmasını, yardım fonlarının yerinde yönetimini, etkin bir hastalık kayıt sisteminin geliştirilmesini, işlevsel bir tıbbi bakım örgütlenmesini öneriyordu.

Asıl sorun bundan sonrasıydı. Uzun erimde tam bir demokrasi, yerinden yönetim, yerel yönetim etkinliğinin artırılması, ücretsiz eğitim, eğitimde kız çocuklara pozitif ayrımcılık, tarımın geliştirilmesi, vergi adaletinin sağlanması, yolların yapılması, tarım kooperatiflerinin kurulması, halkın yaşam standardının yükseltilmesine yönelik değerlendirmeler için uzman gönderilmesi gibi öneriler yapıyordu.

Kısaca toplum sağlığının sosyal bir olay olduğunu, sosyal ve ekonomik koşulların sağlık ve hastalıkta önemli etkiler yaptığı; sağlığı geliştirmek ve hastalıklarla savaşmak için tıbbi olduğu kadar sosyal önlemlerin de alınması gerektiğini vurguluyordu… Bu genç hekimin adı Rudolf Virchow’du. “Tıp eğitimi öğrencilere bir geçim yolu sağlamak için değil, toplumun sağlığını garantiye almak için vardır” diyen Rudolf Virchow

Gerçi bu olay 1848 martında olmuş! Olsun, ben yeni duydum!

 

 

 

cevresagligi.org’da yayımlanan yazılardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir