ARAŞTIRTMIYORUM ÖYLEYSE YOKTUR! / Çağatay Güler

Dünya her ölçekte bir plastik çöplüğü haline geldi. Okyanuslardaki plastik kırıntı ve lif kirliliği de azımsanmayacak ölçüde. Bunların bir bölümü deniz hayvanları tarafından alınmakta. Plastik kırıntıların (mikroplastiklerin) saldığı zehirli kimyasallardan deniz canlıları ve bunlarla beslenen insanlar da etkileniyorlar. Plastik kırıntılar 5 milimetrenin altındaki gözle görünür görünmez tüm kalıntılar için kullanılan bir terim. İpliksi yapıdakilerden lifçik olarak söz ediliyor. Plastik maddelerin üretiminde kullanılmak üzere hazırlanan plastik kırıntılara topakçık (ing.nurdle) denmektedir. Bunlar ticari amaçlı olarak üretildiklerinden terim olarak diğerleriyle karıştırılması istenmemiş. Kirlenmez sanılan bu büyük su kitlelerindeki kimi kirlilikler öylesine büyük bir boyuta ulaştı ki nerede ise tüm deniz canlıları yaşam boyu etkilenim ortamında yaşam mücadelesi veriyorlar. Plastik kırıntıların başlıca kaynağı endüstrisel süreçler, kozmetikler, giysiler vb.dir. Plastik kırıntılar doğrudan üretim sürecinin istenmeyen yan ürünleri olabildiği gibi büyük plastik atıklarım zaman içinde parçalanmaları ve aşındırılmalarıyla da oluşabiliyorlar. Üretim süreciyle oluşanlara birincil kırıntılar, diğerlerine ikincil kırıntılar denmektedir.

Denizleri kirleten, canlıların varlığını tehlikeye düşüren naylon torbalar, çantalar, şişeler, kapak, çakmak, kalem parçası vb. on binlerce tür büyük plastik parçanın yarattığı sorunlar bir yana büyük oranda gözle görülmeyen plastik kırıntıların bunların kat kat fazlasını yapabileceğinin anlaşılması bu plastik gezegenin geleceğini daha da korkulur yapmakta.

Değişik plastik türlerinin farklı sağlık etkilerinin yaygın olarak gündemde olması değişik ürünlerdeki plastik kalıntıları ile ilgili endişelerin artmasına yol açıyor. Bu ürünlerin başında büyük küçük, kadın erkek milyonlarca kişinin kullandığı plastik şişelerde satılan sular geliyor. Herhangi bir tehlikeye karşı uyarı toplumumuzda bir anlam taşımıyor, birkaç gün abartılı bir dedikodu patlamasının ardından, o tehlikeye karşı duyarsızlaşmaya yol açıyor toplumumuzda. Tolumun bu özelliğini bilen kirletici kurumlar kendilerini ihbar edip bu duyarsızlaşma sürecini tamamlıyorlar. Dalga geçtikten sonra işlerine devam ediyorlar.

Şişelenmiş suların içinde bulunan plastik kırıntılar uzun süre toplum gündemine taşınmadı. Üretim teknolojine yapılan müdahalelerle bu sorunun ortadan kalkacağı düşünülürken şişe üretimi sırasında oluşan bu kalıntıların önüne geçilemedi. Söz konusu kırıntılar şişelenmiş suların %90’ından fazlasının içinde bulunmakta.

Karşılaştırma amacıyla yapılan değerlendirmelerde musluk suyunda da plastik kırıntılar belirlendi ancak bunların miktarı şişe suyundakilerden daha az. Şişe sularının içindeki lifçikler musluk suyundakilerin hemen hemen iki katından daha fazla. Yapılan bir çalışmada dokuz ülkede 19 farklı yerden 11 değişik marka suda yapılan incelemede litrede ortalama 325 plastik parçacığın bulunduğu gösterildi. Söz konusu kırıntıların yaygınlığı ve günümüz teknolojisi ile önlenememesi nedeniyle bu kez onların sağlık üzerindeki etkileri üzerinde durulmaya başlandı.

ABD, Çin, Brezilya, Hindistan, Endonezya, Meksika, Tayland, Lübnan ve Kenya’da satın alınan şişe sularında en fazla bulunan plastik türü polipropilen. Polipropilen şişe kapaklarının yapımında kullanılan plastik türü aynı zamanda. Birçok ülke plastik şişelerde satılan şişe sularının içindeki plastik lifçik miktarı ile ilgili araştırmalara ağırlık vermeye başladı. Büyük ticari işlem hacmine sahip şişe sularıyla ilgili sağlık endişelerini paylaşan uluslararası kuruluşların bildiklerinin ne kadarını açıklayacakları konusunda rahat olamadıkları düşünülüyor.

Bazı firmalar lifçiklerin havadan mı yoksa ambalajın kendisinden mi kaynaklandığının belirlenemediği görüşünde. Söz konusu liflerin hafif olmaları nedeniyle en ufak hava akımı ile havaya karışabilecekleri, giysilerden, üretim ortamlarındaki vantilatörler aracılığıyla yayılabileceğini ileri süren görüşler bulunmakta. Kimi firmalar sudaki lifçiklerin belirlenmesinde kullanılan nil kırmızısı tekniğinin yalancı pozitif sonuç verme olasılığının yüksek olduğunu ileri sürerken, bazıları etkin süzme yöntemlerine rağmen çok önemli olmayan kaçakların olabileceğini belirtmekte. Kimi firmalar bulunan lifçiklerin ilaç sanayisinde izin verilen miktarların çok çok altında olduğu görüşünde. Bu açıklamaların hiçbiri bilimsel kaynakların ileri sürdüğü riskler konusunda rahatlatıcı değil. Bilim insanları bu lifçiklerin sağlık üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik çalışmalara ağırlık verilmesi gerektiğini ileri sürüyorlar.

Sınır değerler kitleleri yatıştırmak için politikacılara verilmiş bir avutma aracıdır. Ancak besinlerdeki özellikle deniz ürünlerindeki plastik kırıntıların sınır değerleri ile ilgili en ufak bir fikrimiz bulunmamakta. Deniz ürünlerinin plastik kirliliği artık küresel bir sorun boyutundadır. Plastik kırıntıların doğada kimyasal süreçlerle parçalanması çok uzun yıllar aldığından kimi canlılarca yutulup vücut ve dokularda birikebilmektedir. Bu birikme parçacığın boyutunun küçüklüğü ile artmaktadır.

Ne kadar rahatlatıcı olur bilmiyorum ama araştırmadığımız için bizim yiyip içtiklerimizde plastik kırıntı sorunu bulunmamakta!

 

 

 

 

cevresagligi.org’da yayımlanan yazılardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir