“MASKE, MESAFE VE EL YIKAMA” İŞİNDE NEDEN YAYA KALDIK? /Çağatay Güler

                                                                       “Sağlık, zavallı insanoğlunun, sorunlu bir dünya ile                                                 uyum çabası içerisinde iken çok acı çekmemesini ve ödüllendirilmesini sağlayan geçici bir anlaşmadır” (Rene Dubos)*

Toplum “maske, mesafe ve el yıkama” kuralına neden uymuyor acaba? Tabanca ve tüfeklerimizle yaptığımız sevinç gösterileriyle neden düğününe gittiğimiz gelin ve damadı bile vurup öldürüyoruz? Daha birçok toplum sağlığı konusu… Yıllar öncesinden bu konuların gündeme getirilmeye çalışıldığını çoğu kimse bilmez. Okullarda sigaraya karşı ilk ciddi mücadeleyi ülkemizin ve Hasan Ali Yücel’in başlattığını da… El yıkamanın bile Covid19’dan sonra gerekli hale geldiğini sananlar varsa şaşmam! “Aşkı Memnu dizisinin kitabı çıkmış” denildiği gibi.

1930 yılında yürürlüğe girmiş olan “Umumi Hıfzıssıhha Kanunu” Türkiye Cumhuriyeti’nin artık bir “sağlık kurtuluş savaşına” girdiğinin ilanıdır. Önce bürokrasiyi kaldırmak savıyla daha sonra “Torba kanun” hoyratlığı ile darmadağın etmemize rağmen halk sağlığı sorunlarının çözümünde ondan başka bir dayanağımız yoktur. Bu yasanın 281. Maddesi şöyle diyordu: “Bütün okullarda sağlığı koruma (hıfzıssıhha) dersi “mecburidir”. Uzman kişilerce verilecek bu dersin programı Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığınca “birlikte” hazırlanır. Yıllar sonra yasanın bu maddesi anımsandığında iki bakanlığın “müfredat” komisyonunda bir yıla yakın çalıştım. Daha sonra lise 1, 2,3 “sağlık bilgisi” kitaplarını yazan ekibin en genç “uzmanı” olarak taslakları 7-8 kez daktilo etme işi bana kalmıştı. Bu çabaların para için gösterilmediğini belirtmek için şu açıklamayı yapmak zorundayım: O zaman devletin yayımladığı, beş milyona yakın basılan bu kitabın telif hakkını alabilmemiz için Beşevlerde bulunan bir devlet bankası şubesine giderek 15-20 sayfalık sözleşmenin imzalanması gerekiyordu. Bu para kullandığım on top teksir kâğıdının parası kadar bile değildi ve gidiş geliş taksi parasını karşılamadığı için kimse sözleşmeyi imzalayarak parayı almaya gerek görmedi. Bu ders için öğretmen eğitim programı da hazırlamıştık. Yapılamadı. Ders hazırlıksız bir şekilde biyoloji öğretmenlerine verildi. Onlar yetişmeyen biyoloji konularına “Sağlık Bilgisi” dersinde devam ettiler. Kimilerine göre “Sağlık Bilgisi dersinde işlenen konular zaten hikayeydi!” Kitabın yazarları olarak “kızların ergenlik çağında adet görmeye başladığını” yazdığımız ve “adet hijyenine” değindiğimiz için uğradığımız hakaretlerle kaldık. Bir gazete haberine göre veliler “bu kitabı okuyunca yüzümüz kızarıyor, bu ahlaksız kitaplardan bizi kurtarın” diyormuş! Ders kitaplarında önce “ahlaksız” kısımlar törpülenerek başkalarına yazdırıldı. Üniversite sınavında sorusu bile olmayan “gereksiz bir yük” haline getirilerek kaldırıldı sonunda. Anne babalardan, öğretmenlerden tek bir tepki gelmedi.

Bu ders kalktıktan üç beş sene sonra ilkokullarda “Sağlık” dersi koyma kararı alınınca yine müfredat komisyonundaydım. Umutla ve hevesle çalıştık. Tam bittiğinde dersin adının “çevre ve sağlık” dersi olmasına karar verildiği bildirildi. İşime de gelmedi değil. Temel bazı çevre konularını da ekledik. Çalışmaların tamamlanmasına yakın, trafikçilerin çok ısrar ettiğini dersin “Çevre Sağlık Trafik” olmasına karar verildiği bildirildi. Trafikçiler de kendi konularını eklediler. Ders haftada bir saat olacaktı ve dönüşümlü olarak çevre, sağlık ve trafik konuları işlenecekti. Bütün bunlar tamamlanmıştı ki dersin adı bir kez daha değişti. Bir yetkili okuma parçalarının da eklenmesine dersin adının “Çevre, Sağlık, Trafik ve Okuma” dersi olmasına karar vermişti… Dersin Türkçe adı bizde kimseyi etkilemedi. Ancak uluslararası bir toplantıda dersin adının İngilizcesini ağzımdan kaçırdım. Espri yaptığım sanılmış ve herkes çok gülmüştü…

Bizde herhangi bir konuda seçkinleşen kişiler herkesi eğitme yeteneğini de kazandıklarını, “iki çift laf edip, gerekeni söyleyince” sorunu çözeceklerini varsayarlar. Bu tutum “seçkin” bilim insanlarında, seçkin iş insanlarında ve daha birçok “seçkin” kişide çok yaygındır. “Maske, mesafe ve el yıkama” konusunda da böyle yaptık. “Maske, mesafe ve el yıkama” popüler oldu ama uygulama olarak bir türlü yaygınlaşmadı. İlk sağlık eğitimi kitabım seksenli yıllarda basılmış. “Eğitimin bilgilendirme demek olmadığını, öğrenilenler davranışa yansımadıkça insanların eğitilmiş olmayacağını” vurgulayarak başlamışım konuları işlemeye. Hala öğrenmem gereken çok şey var: Sözgelimi bir reklam kampanyasıyla toplumun yediği içtiği dahil her tutumu değiştirilebilirken, o kadar nasihate, “bizim başımıza geldi size de olmasın” açıklamalarına rağmen neden ne maske ne mesafe? Ve neden hala “sevinçten” çekip tabancayı önümüze geleni vuruyoruz?

* Dubos, R. Mirage of Health, Health and Disease, Black N.et al (Eds), Open University Press, Milton Keynes, England, 1984.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir